Bunu ilk kez yıllar önce bir yöneticinin yanında, uyarlamada anladım.
Adamın yüzünde hep aynı ifade vardı: "Ben anlatıyorum ama kimse beni anlamıyor."
Ne söylese duvara çarpıp geri dönüyor gibiydi:
- ➡Süreç anlatıyor — anlaşılmıyor
- ➡Kural anlatıyor — uygulanmıyor
- ➡Tecrübe paylaşıyor — dinlenmiyor
Her tuğla bir insan. Her tuğla bir alışkanlık.
Her tuğla bir direnç. Her tuğla bir "ben böyle alıştım" kültürü.
Yönetici aslında insana değil, duvara konuşuyordu.
Çünkü tuğla = insan. Tuğlaya vurmak = insanı zorlamak.
- ✗Excel'i yasaklamak
- ✗Kağıdı kaldırmak
- ✗ERP'ye zorlamak
- ✗"Doğru veri gir" diye baskı yapmak
Bunların hepsi tuğlaya vurmak. Sonuç?
Dövüş ustaları tuğlayı kırmak için tuğlaya değil, tuğlanın altına vurur. Çünkü hedef tuğla değil, tuğlanın altındaki dirençtir.
Şirketlerde de aynı. İnsanı zorlayarak kültür değişmez. ERP çalışmaz. Süreç oturmaz.
Bir tesiste maliyet modülünü kurarken her şey düzgün görünüyordu. Raporlar tutuyor, kimse şikâyet etmiyordu. Ta ki biri "şu dağıtım anahtarına bir bakalım" diyene kadar.
Eski tesis 10.000 m² idi. Yeni tesis 500.000 m² olmuştu. Ama ERP'deki m² dağıtım parametresi hâlâ eski değerdi.
5 yıl boyunca geçici vergi yanlış
5 yıl boyunca kâr dağıtımı yanlış
Ve kimse fark etmedi. Çünkü o tuğlanın altını bilen adam gitmişti.
İşte bu yüzden: Tuğlaya vurmak değil, tuğlanın altına bakmak gerekir.
Yıllar içinde şunu öğrendim: ERP'yi departmanlara uydurmak yerine, ERP'yi patronun karar mekanizmasına uydurmak gerekiyor.
Bu yaklaşımda:
- ✓İnsanla savaşmıyorsun
- ✓Alışkanlıkla boğuşmuyorsun
- ✓Departmanı kırmıyorsun
- ✓Kültürü zorlamıyorsun
Sadece gerçeği görünür kılıyorsun.
Çünkü artık:
Bu, tuğlaya vurmak değil. Bu, tuğlanın altına bakmak.
Tuğlanın altına bakmak yeter.